the point of life
17/1/2009 ·
nedir bu hayatın anlamı? kafa yoruyor muyuz gerçekten? yormamızın bir faydası olacak mı? bilmiyorum ama düşünmekten kendimi alamıyorum. çünkü boşlukta bir insanım. yapacak, kafa yoracak kadar değerli başka sorunlarım yok şimdilik. bir kız arkadaşım olsa herşey farklı olabilirdi neyse konudan sapmayalım. [her türlü ilişkiye açığım, fuckbuddy dahil]
hayatın anlamı ile kafa yoran insan ne yapar?
eve gelirsin yorgun olarak. bilgisayarın düğmesine basarsın. bim'den aldığın le colanı ve patito cipsini hazırlarsın. başlarsın yemeye ve dalmaya başlarsın dipsiz kuyuya. bir anda "ne yapıyom lan ben? hayat ne amına koyim? neden allahım" serzenişleri arasında bulursun kendini. aslında her şey olup bitmektedir, düşünmenin verdiği bulanıklığın yarattığı bu eziyet hiçbir işe yaramayacaktır.
sanal alemde araştırmak istersin, sözlüklerde okursun. sonra felsefe sitelerine girersin. ama görürsün ki o felsefe sitelerinde yazanların çoğu boş insanlar. ünlü filozofları taklit ederek prim yapan gerizekalılar. sonra türklerden hayır gelmeyeceğini düşünüp google'a "the point of life" yazarsın. karşına sonuçlar gelir. tıklarsin birkaç tanesine. bi bok anlamazsın afedersin. "üç kuruşluk ingilizceyle, hayatın anlamını anlatan makale okumaya kalkarsan böyle olur amına koyim" dersin kendine.
kafan allak bullak olmuştur, okudukların neticesinde. kafan tam anlamıyla sikilmiştir. ağlamaktan ve uyuşmaktan zombiye dönen gözlerin yüzünden, bi banyoya gidersin yüzünü yıkarsın. tekrar oturursun bilgisayarın başına. baban "olum ne biçim öğrencisin sen? dersin yüzünü açtığın yok lan. karnende 4 gelmesin bak uyarıyorum!" şeklinde tipik bir lise öğrencisine söylenebilecek şeyleri zırvalar. tamam baba, diyip geçiştirirsin ve bilgisayarı kapatırsın. baba, farkında değildir çocuğunun çektiği bunalımların, ben aşmıştım oysa ki ders, okul konusunu.
hava almak için pencereyi açarsın, gözün sokaktaki insanlara takılır. hepsi biryerlere gitmektedir. arabalar, öyle çok ki. bir hiç uğruna sokakta gezinen insanlara bakarsın. imrenirsin belki onlara. rahattırlar. düşünmezler sizin gibi.
bir anda içinde insanları inceleyip gözlem yapma isteği oluşur. üstünü giyinirsin. niye giyindiğini sorgulamaya başlarsın sonra. çorabının içine soktuğun eşofmanınla çıksan sokağa bir şey değişir mi? hayır. tekrar "hayatın amına koyim" dersin.
sokağa çıkıp yürümeye başlarsın. nereye yürüdüğün hakkında bir fikrin yoktur. mersinin bok kokan sahillerinde bulursun kendini. amaçsız, bomboş insanlar gözlersin. birbirlerine aşkım diyen sevgili bozuntuları görürsün. insan gözünü alamaz et kesen dönerciden, hepsi bir hiç. insanlar ihtiyaçları olmayan şeyleri almak için sevmedikleri işlerde hayatlarını boşa geçiriyor. sonra okula kafa sikmeye giden formalı öğrenciler görürsün.
bir banka oturursun. sadece etrafına bakıp düşünürsün. kafandaki bereyle ve tipinle insanlarda balici imajı oluşturmaktan korkarsın. sonra insanların düşündüklerine önem vermemen gerektiğini anlarsın.
sonra ekranda buz gibi soğukta asfalt çalışması yapan işçiler belirir. o an hüzün-anlamlandıramama-mutsuzluk duyguları belirir kafanda. o insan da düşünmez hayatın anlamını. amacı para kazanıp çoluğuna çocuğunu beslemek. neden peki? bu adam bu soğukta bu kadar acıyla sadece çocuklarına bakmak amacı içindeyken, futbolcular götü donmadan dünyanın parasını kazanıyor? isyan ettirmek istersin o insanı. ama yapamazsın, cesaretli değilsindir yeteri kadar. belli bir amaç uğruna kıçını yırtan insanlar görürsün, sanki ucunda hayatta kalmak dışında bir sürpriz varmış gibi.
eve dönerken asansörde üst komşunun güzel kızıyla karşılaşırsın. inatla gözlerinin içine bakarsın, sürekli gözlerini kaçırır. konuşmaya yeltenirsin ama konuşamazsın. "siktiret" dersin. ama eve gidince masturbasyon sırasında onu düşünürsün. o zaman anlarsın işte, tüm aşkların, hakkında o kadar yazılar, şiirler düzülen, övülen aşkın, hayvani isteklerden farklı olmadığını.
evde annenin nerdeydin bu saate kadar sorularına kaçamak cevaplar verirken bulursun kendini. o kadar çok isterdin ki annene babana duygularını anlatmayı. ama olmadı. sonra kardeşin "hadi pes oynayalım" dedi. 2 maç yaptınız. yendin ikisini de. sadece anlık zevklerdi bunlar. oyunlarla bile düşünce buhranından uzaklaşamıyordun.
gece 2'de uyandın. nedenini bilmiyordun sadece uyandın. sonra sıçmaya gidip uyanmanın nedenini farkettin. sıçarken de düşündün. hayat sadece vakit geçirmek için sıralanmış anlardan mı oluşuyordu? cevabı bulmaya çalıştın ama bulman imkansızdı. sifonu çekince bağırdın içinden, "sevdikler falan hikaye, bomboş işte". kafan davul gibi şişmiştir artık. buna son vermek istersin içinden. sonra ailen aklına gelir, ne kadar üzülürlerdi sen ölsen. ama önemli olan sendin. senin hayatındı bu onların değil. öss tercihi yaparken de söylemiyorlar mıydı bunu?
her şeyi siktir edip, atarsın kendini 12. kattan aşağı.
sen ölmeyecektin, gerçekten yaşayıp yaşamadığının farkına varacaktın.
0 yorum yazılmıştır