marjinallik-ideoloji-seçim-aptallık


30/3/2009 ·

gün geçmiyor ki ülkemizde bir seçimden sonra etrafta salyasını akıta akıta saçmalayan dallamalar görmeyelim. siyasetten hazzetmem ama hiçbir siyasi görüşü benimsemediğim için [kendi görüşlerim var. var olan ideolojiler mantıklı değil ve hepsi dogma] hepinizden daha iyi bakabiliyorum siyasete, türkiye'deki saçma salak siyasilere, bunların şakşakçılarına. meydanlarda bağıran da, bağırttıran da, miting de konuşan da, mitinge giden de, oy için götünü verecek öküzler de, bu öküzlere oy veren de götümü yesin.

ilk önce sistemi tartışmamız gerekiyor. atatürk demokrasiyi getirmekle hata mı yaptı bilmiyorum ama bugün türk milletinin demokrasiye hazır olmadığından yakınan atatürkçü ibişler bile atatürkün bu konuda hata yaptığını kabul etmez. çünkü o atatürktür. onların atatürk eleştirilerine karşı standart savunma mekanizmaları vardır; "zamanın şartları"ndan girerler, "o olmasa baban kimdi bilemezdin şerefsiz"den çıkarlar.

"bizler en basit kararlarımızda bile bir bilene danışmak isterken nasıl oluyor da ülke yönetimini niteliksiz bir koyun sürüsüne bırakıyoruz?" diye bir söz vardı bir kitapta. yıllar önce söylenmiş bir söz. toplum aptal insanlarla dolu. bu durumu parti düzeyine indirgemeye çalışılmakta şu sıralar. istisnasız söylüyorum; "şu partiye oy verenler öküzdür, buna verenler akıllıdır" şeklinde konuşan ibişler bu söylediğim aptal insanlar kategorisine girer. aptal'dan kastım "niteliksiz, olaylara geniş bakamayan"dır. daha da aşağılamak için aptal diyorum sadece.

demokrasinin yanlışlığı ve küresel çözüm için bakınız .
tabi orda yazdıklarım şu an için biraz uçuk. yani gerçekleşmesi şu an için mümkün görünmüyor. dünyadaki devlet ve millet kavramlarının yok olması o kadar kolay bir şey değil. insanlar hiçbir zaman görüşlerinden vazgeçmeyebilirler. halbuki vatanım yeryüzü, milletim insanlık diyebilse herkes..

düşün; ülkedeki insanların yüzde 90'ı oy kullanmaya gitmiyor ve hiçbir parti %10 barajını geçemiyor. ülkedeki salak politikacılar doğru dürüst olmadığı sürece de bu devam ediyor.
toplumun büyük bir kesimi "bütün" siyasetçilerin yolsuzluk, haksızlık, kadrolaşma yaptığını biliyor. ama birçoğu da kendini bir ideoloji içine hapsetmiş olduğundan dolayı bir partinin, veya kişinin böyle yapmayacağını, dürüst olacağını iddia ediyor. bu nedenle ona oy vermesi onun aptallığını gösterir. (dediğim gibi aptallık, cahillik anlamında)

"abi şu parti çok kötü, şu daha az kötü ona verelim oyumuzu" anlayışı kadar kıt bir durum var mıdır? kötüler arasından seçim yapacaksan ve başka şansın yoksa, üstelik sen de bu sistemi kabul ediyorsan malsın. protesto lazım. örgütlenmeyi bilmeyen bir toplumuz ve örgütlenenler de bir ideoloji amacıyla veya kişisel çıkarlara dayandığı için hoş görülmez. ama ben burda ülkenin kaderini değiştirebilecek bir örgütlenmeden bahsediyorum. milyonların katıldığı bir örgütlenme, eylem. benimkiler hayal tabi. ama eğer herkesi çocukluktan itibaren "reff müthiş bir insandır." temalı bir kültürle, ideolojiyle yetiştirirsem olabilir. veya "reff'e oy vermezsen cehenneme gidersin" şeklinde korkutarak. insanlar daha akılları tam oluşmamışken dayatılan şeyleri akılları olgunlaşınca da sahiplenmeleri çok garip. ben mesela 15 yaşında sorgulamaya başladım ve 16 yaşında daha önce bildiğim [bildiğimi sandığım] herşeyi unuttum. bu nedenle hepinizden üstünüm.

aziz nesin'in de dediği gib....hahaha bu kalıbı da kullanıyorlar ya bazı öküzler. ulan mal sen kendine bir baksan o bahsettiği aptal kişiler arasında kendinin de olduğunu anlayacaksın ama nerdeee. gerçekten toplumumuz gelişmemiş bir toplum. sanıyorum sadece bizim devletimizdekilere özgü bir şey değildir bu. amerikada avrupada falan da vardır böyle aptallar ama seviye ve yüzde olarak bir daha öndeyizdir herhalde.

sanal alemde birçok platform takip ediyorum ve bunların çoğu da "chp" yanlısı konuşan atatürkçü ulusalcılar. bu nedenle onları baz alarak yapıyorum eleştirilerimi. etrafımda salya akıtarak konuşan bir akp'li görmediğim için beni akpli olarak damgalayamazsınız.

bazı tipler var, chp'nin seçimi kazandığını iddia eden, akp'nin kaybettiğini iddia eden. sadece gülüyorum sizlere. izmir'de akp belediye alamamış, bizim öküzler de bunu oldukça abartarak. "güzel izmir'im. kızlarının yanaklarından öpüyorum", "izmirli olmakla gurur duyuyorum", "izmir ne kadar çağdaş olduğunu gösterdi"... benzeri laflar ediyorlar. bir ideoloji nasıl çağdaşlık ölçütü olarak görebilirsin, hem de dogmalarla dolu bir ideolojiyi? o partiye oy verenlerin hepsi ordinaryus sanki amına koyim. chp'ye oy veren cahil öküzler de vardır, bunu inkar edemezsin. fanatiklik bürümüş gözlerinizi, at gözlüğü [bu laftan hoşlanmam da neyse] takmaya başlamışsınız. akplilere fazla kızamıyorum çünkü geneli dini sempati, tayyip karizması, "gomunuslere gitmesin oyumuz" diyen kitleye mensup. gençler ise böyle düşünenlerin çocukları. bunlar da aptal ama biraz daha saf aptal. yani öyle görmüş. okumamış veya okuyamamış. ama chp öyle mi? kendilerini en eğitimli en çağdaş yerde gördüklerinden dolayı kendilerine has bir kibirleri var. işte benim sinirlendiğim nokta burası. "kendini toplumun hepsinden zeki sanan aptal insan".  şöyle bakınca ben de kendimi toplumun üstünde görüyorum ama ben aptal değilim. bir insanın sadece ideolojisini öğrenerek aptallığına [cahilliğine] kanaat edebilirim. ama belirli bir ideoloji sahibi birisi başka birinin ideolojisine bakarak onun aptallığını anlayamaz, anlasa bile hata payı çoktur, çünkü objektiflikten uzaktır.
[ideoloji kelimesiyle ne kastettiğim anlaşılmıştır umarım; günümüz türkiyesinde yaygın düşünce sistemleri.]

siyasilere aldanmayın gençler, hepsinin kişisel çıkar peşinde olduğunu iddia edebilirim. hepsinin yalancı olduğunu da iddia edebilirim.
yalnız sana bağlı olmayan hiçbir şeye bağlanma; aşk, şöhret gibi. partileri eleştirebilirsin ama sakın bunu yaparken kendini başka bir partiye yaklaştırma, farkında olmasan da objektiflikten uzaklaşırsın. hatta mümkünse hiç düşünme siyaseti. apolitik ol. geçen bir radyo programında yakınıyorlardı "gençlerimiz neden bu kadar apolitik" diye. mına kodumun avradı. sizin gibi aptal olmamaları onların lehine. demokrasinin bugı bu. tek başına değersizsin. bunu kabul etme. değerli ol, benim gibi. seçim sonuçlarına bakıp herhangi bir partinin başarısızlığında veya başarısında mutlu olma. oluyorsan hayatını bir daha gözden geçir.

gelişin lan biraz, herşeyi ben mi öğretecem.


tyler durden: “düşün: bir grev başlatıyoruz ve dünyadaki servet dağılımı yeniden düzenlenene dek hiç kimse çalışmıyor.”

Yorum (0)

all that avails is flight


17/3/2009 ·

bikaç haftadır uğramıyorum bloga. eski yazdıklarıma bakıyorum bazen kendime sinirleniyorum. standartımı yükseltmem gerek. yazcak çok şey var ancak üşeniyorum biraz. müziğimi açıp, yatarak "düşünmek" varken kim açacak blogu falan yazacak o kadar şey. itü sözlükten de attılar zaten şerefsizler. lan hiçbir uyarı vermeden yüzlerce entrymi silerek siktir ettiler siteden. zateng gerçek seviyeme yeni yeni yaklaşmaya başlamıştım. neyse. bu arada başlığın yazının içeriğiyle alakası yok, öylesine yazdım. ama olabilir de, bilmiyorum. 


hayatı saf ve temiz haliyle yaşamaya bak. insanlardan nefret et. hiçbir şeye inanma. sosyal maske takma. yani okulda ayrı evde ayrı olma. bir arkadaşının yanında farklı diğerlerinin yanında farklı olma. diyorlar ya "her doğru her yerde söylenmez." diye, yalan. doğruyu heryerde söyle. sabah kimseye günaydın deme. hasta olan birine geçmiş olsun deme. yakını ölen birine başın sağolsun deme. bunlar yapmacık şeyler ve hiçbir tutumun kriteri olmayı haketmeyecek kadar da banallar. şekilci olma, şekle takılma. lafını esirgeme, dobra ol. aferin. bugünlük bu kadar öğüt veriyorum sana. şimdi git ve yarın bunların hepsini uygula. şu ana kadar öğrendiğin herşeyin yalan olduğunu farzet. sonra yalan olduğunu sen de öğreneceksin. bildiğin hiç bir bok yok. kendin ol. özenti olma. kızlara yavşama. erkeklere hiç yavşama. barlarda falan gezme. alt seviye insanlarla zorunlu olmadıkça aynı ortamda bulunma. 

biliyorum, bu hayat denen lanet insanı intihar ettirmeye zorlayacak birçok etken barındırıyor. pes etme. mutlu olmayı bil. 

Yorum (0)

biraz da siyaset


18/2/2009 ·

ak parti seçimi yine kazanmıştır. bunun sebepleri arasında cahillik [ki akp seçmeninde daha fazla olduğu söylenmesine rağmen azımsanmayacak kadar chp, mhp seçmeninde de vardır], din, kişisel çıkar [bu da chp ve mhp seçmeninde de vardır] ve anternatifsizliktir. kömürle oy aldı diyenler de var tabi. yalnız kömürle, yardımla oy elde etti demek hakkaten saçmadır. kömürü alıp da başka partiye de pekala oy verebilirdi insanlar. eğer "bunlar kömür veriyor, diğerleri bi bok vermiyodu bunlara verelim" zihniyetindeyseler kızamam bu insanlara. tabi ki de sırf kömür sebebiyle sempatizan olmuş cahiller de vermiştir oyunu akp'ye. 

ne yazık ki fakir bir ülkeyiz. yani insanlar için karınlarının doyması, ülkenin geleceğinden daha önemli olabilir. (gerçi ortada kesin bir karanlık gelecek de yok ama neyse.) kaldı ki insanların tuzu kuru olsa bile türkiye'yi, -bizden akp böyle giderse inanmamız beklendiği gibi- gelecekte ciddi bir rejim tehditi altında görmüyorlar. şunu da belirtiyim, devletten, anayasadan, kemalizmin isim olarak çıkartılması rejim tehditi değildir. kemalizm olarak dayatılan ilkeler, zaten demokratik bir cumhuriyette olması gereken nitelikler. illa buna ad verip, atatürkçülük demeye gerek yok. hiçbir çağdaş ülkede kişiye özel kanun yoktur, ne kadar abuk sabuk rejim varsa hepsinde kişiye özel kanun vardır. atatürk, yasalarla korunmaya ihtiyac duymayacak kadar büyük bir liderdir. 

chp'nin başarılı olamamasının en önemli sebebi, [barajı aşmayı başarı olarak görüyorsanız amınıza koyim sizin] topluma, halka somut-gerçekçi çözüm önerisi üretmek yerine anti-tayyip üzerinden siyaset yaparak, "tehlikenin farkında mısınız?" sorularıyla yönelme çabasıdır. kafa siken ulusalcı zırvalarıdır. cahil insanların, duyduklarıyla-okuduklarıyla konuşan insanların, siyasilerin yönlendirdiği koyun sürüsü olduklarının farkına varmadan atıp tutmasıdır. 

chp'nin oy için yapmadığı kepazelik kalmamıştır. yıllardır "siyasi simge" diyerek kamusal alandan uzak tutmaya çalıştığı türbanı takan kişilere rozet takmıştır. kendi kendini göt etmiştir. örnekleri çoğaltmak mümkün. 
bu durumda tek suçlu baykal kalıyor elinizde. ona yükleniyorsunuz, baykal giderse chp düzelir diyorsunuz ama sadece umuyorsunuz. bekleyip o günleri görebilmek dışında çareniz yok. peki baykal'dan nasıl kurtulur türk siyaseti? sonraki seçimlerde chp'yi barajın altında bırakarak. ey siz kemalist gençlik, size söylüyorum "bu chp'ye oy vermek cumhuriyete ihanettir". bu cümle bizleri karanlıktan aydınlığa götürecek köprüdür. atatürk'ün izinde çağdaş uygarlık seviyesine çıkmamızı sağlayacak ilk basamaktır.

Yorum (0)

sevgililer gününde tek başına sinemaya gitmek


15/2/2009 ·

müthiş bir deneyim tattırabilir bünyeye. çevrenizdeki sevgili bozuntularını incelersiniz. ne kadar yapmacık ve çıkar üzerine oturttuklarını görürsünüz ilişkilerini. milletin salak salak size bakmasına neden olabilir. ama rahat rahat film izleyip kafanız rahat şekilde ayrılırsınız salondan. arkadaki çiftin konuşmalarına sinirleriniz bozulur. kız arkadaşının yanında rezil etmek istersiniz insanları. çünkü hakediyorlar. hangi insan filmde sevgiilisine sesli şekilde yorum yaparak diğerlerini rahatsız eden bir tipe sinir olmaz ki? bir de şahit olduğum bazı şeyler de var. bizim salak cüneytimiz, fikriyeye "bak şu an gösterimdeki en iyi film bu, salonun boşluğuna bak. millet recep ivedik denen aptal şeye gidiyor. harbi bok gibi bir film. 1 günde yazmış senaryoru" şeklinde bir cümle kurunca ben iyice kulak kabarttım bunlara. arkamı dönüp bir güzel saydıracaktım da boşver dedim. sonra filmde bu insanın salak olduğundan emin oldum. çünkü nerde "tebessüm" ettirecek bir sahne var, adam kahkahalarla güldü. "amına koydun filmin" dedim içimden. sonra sevişti bunlar, sesler geliyo zira. aynı okuldan birkaç kişi gördüm film çıkışında. onlar beni görmesin diye kafama kapşonu geçirdim, şimdi yanıma gelirler iki saat uğraş dur. yok "yalnız mı geldin?" soruları, yok "film güzeldi ama değil mi, çok romantik, brad pitt çok yakışıklı yaaa" yavşamaları. ben bunlara prim veremem ve dahi dinleyemem. salondan çıkıp sigaramı yakınca kameranın yavaş yavaş uzaklaştığı bir film sonunda olduğumu hayal ettim. yalnızlık karizması derler ya yok böyle bişey. sigara da içmem zaten. 
bu da böyle bir anımdır.

Yorum (0)

üniversite okuyamayan türbanlılar


4/2/2009 ·

benim umurumda olmayan kızlardır. ancak toplumda var olan aptal ifadeleri okuyunca insanın savunası geliyor. 

şimdi efendim "okumayı haketmeyen, dogmatik kızlardır. bilimin ışığında yol almak için üniversiye gelinir." falan zırvalayanlara bişeyler söylemem gerekiyor. ulan zekalı, o zaman üniversite giriş kapısına as "sadece ateistler girebilir" diye. ne de olsa dinlerin hepsi dogmatik. dur, bitmedi. düşünce sistemlerinin de birçoğu dogmatiktir. tarihsel bir kişiliği merkezine oturtan düşünce sistemlerinin tamamında dogmatizm vardır. kemalistleri de almayalım üniversiteye. sabit siyasi görüşü olan insanlar da dogmatiktir. onları almayalım üniversiteye. hatta bilimin yanılmazlığında ısrarcı olan insanlar da dogmatiktir onları da almayalım üniversiteye. 
türban takmanın cahillik göstergesi olarak gösterilmesi de ayrı bir saçmalık. sana ne amına koyim milletin taktığı şeyden. ha bir de başörtüsü-türban muhabbeti var ya, yok onlar farklıymış falan. lan bir siktirgit, basortusuyle giriliyo sanki üniversiteye. 
türbanın islamda farz olması bizi ilgilendirmiyor sevgili ordinaryuslar. ortada bir din var ve o dinde türban farz. hem devlet eliyle "turban farz degil" diyebilmek de ne kadar laikliğe uygun bilmiyorum. 

kamu ajanı denilen devleti temsil eden kişiler herhangi bir dine ait sembol taşıyamazlar. yani memurlar, öğretmenler falan. ancak halka eğitim verilen kurumlarda, devleti değil kendi kişiliğini temsil eden insanlar istediği şekilde giyinmekte özgürdür. buna devlet karışamaz. yani "turban dini simge, üniversiteye alınamaz" argümanı burada çürümektedir. devlet, lisede türbana karışabilir, çünkü hem lisede üniforma düzeni vardır, hem de öğrenciler reşit değildir. 
aihm kararı istisnai bir karardır. 

bazıları da "türban siyasi simge, alınamaz üniversiteye" diyor. amına koyim, herşeyden siyasi simge oluşturabilirsiniz. kaldı ki "türbanlıların hepsi akp zihniyetinde" tespiti yapıyorsunuz sonra çarşaflılara chp rozeti takıyorsunuz. siyasi<_script /><_script /> konuşmak da yasaklanmalı eğer siyasi görüş bildirmek yasaksa. 

o kızın hangi toplumsal sebeple türban taktığı bizi ilgilendirmiyor, türban serbest olunca kendini türban takmak zorunda hissedecek olanlar da bizi ilgilendirmiyor. devlet vatandaşlarına en temel eğitim hakkını yine devlet eliyle yasaklıyorsa orda problem vardır. toplumun sosyal ilişkilerini, toplumsal etkileri, mahalle baskılarını yine ancak eğitimle düzeltebilirsiniz. bu da eğitimin kısıtlanmamasıyla mümkün olur. 

ortada bir haksızlık var. yani iktidarın elindeki en büyük kozlardan biri türban yasağıdır. muhalefet de bunun üstüne giderek yani haksızlığa hak vererek toplumun bir kesiminin, yani kadınların %60'ının antipatisini kazanmayı başarmıştır.

Yorum (0)

lost manyaklığı


29/1/2009 ·

gençler sakin olun. dizi lan bu, daha fazlası değil. her gün onlarca platformda bu dizi tartışılıyor, sanki herhangi bir gerçeklik ifade ediyormuş gibi. dizi olum bu, ticari amaçlarla yayınlanan, çekilen tv şovu. çok fazla beklenti var sizde, yok şurayı nasıl açıklicaklar, şurası niye öyle oldu..lan gerçek değil bunlar, mantık falan aramana gerek yok, uydurma bunların hepsi saf çocuklarım benim. izleyin 1 saat sonra kapatın hayatınıza devam edin, olmadı sağlam kaynaklardan 1-2 açıklama okuyun [gözden kaçırdığınız yerler olabilir]


ehueheueheueh..ben de bugün 3. bölümü izledim sabah. 

şöyle 5. sezonda aklımda kalan ayrıntılardan yazmak istedim. sonraki bölümlerde "ben demiştim, biliyodum" demek için.

1-) 5.01 de veya 02 de ethan, locke'u bacağından vurdu. burda önemli bir ayrıntı var geçmiş sezonlarla bağlantılı. boone'la uçağın yanına geldiklerinde locke'ın bacakları tutmaz oluyordu. adanın zaman kavramı baya değişken. bozdunuz amına koyim adayı.

2-) richard'ın geçen sezonlarda, lock'u çocukken ziyaret etmesinin sebebi açıklandı. tabi buralar açıktan belirtilmediği için diziyi izlerken orgazmik bir zevk yaşıyorsunuz bunları kafanızda birleştirince, bulmaca gibi.

3-) desmond'ı uyaran kuyumcu = ben'e bilmemkaç saatin kaldı lostie'leri toplamak için diyen kadın = faraday'ın annesi = faradayı tüfekle bombanın yanına getiren genç hatun 

bu sonuncusu biraz ağırdır, ilk başta farketmeyebilirsiniz. 

Yorum (0)

şaka bunlar canlarım benim


27/1/2009 ·

reel olmayan saçma sapan bir dünyadır internet. çağımızın vakit öldürme aracıdır. 


sanal alemi ciddiye alan embesiller, size sesleniyorum. bu bağlam gerçek değildir, özel değildir. yıllardır önümüze dayatılan budur, internet varlığını gerçeklikten almıştır ama gerçek değildir. 

onlarca kişinin yazdığı şeylerin kopyasının, kopyasının, kopyasını yazan, okuyan sıradan insanlar interneti gerçek olarak algılar. internet gerçek değildir. şu an bu yazıları yazan ben değilim, "gerçek kimliğimle ben" değilim. kafamda oluşturduğu "reff" karakteridir bu yazıları yazan. bu karakter istediğini yapabilir, istediğini düşünebilir. sanaldır. bunları yazan benim sanal kimliğimdir.

o yüzdendir ki nefretle yaklaşacaksanız benim yazdıklarıma; siktiredin, çıkın dışarı gezin eğlenin, kızlara yavşayın. internet size göre değil, sistem köleleri sizi.

beni yazdıklarımla değerlendiremezsiniz. ben yazdıklarım değilim. yazdıklarım kafamdaki alteregonun söylemek isteyip de reelde söyleyemedikleridir. sizi aynı bokun laciverti yazılardan kurtarmak istediğimden yazdığımı sanabilirsiniz -ki beni bu sebeple okuyanlar da vardır- ama esas amacım o değil, ben kendi sanal kimliğimle övünüp, gerçek kimliğimin ezikliğinden kurtulmak için yazıyorum. sabah kalkınca ilk işi bloguna dün kaç kişinin girdiğine bakmak olan öküzler de vardır, ben onlardan değilim.

yani bana şöyle bişey derseniz "lan önceki yazında şöyle demişsin sonra tam tersini yapıyosun?"; "sana ne" diye cevap veririm. benim yazdıklarım beni yansıtmaz, düşündüklerimi yansıtır. ben düşündüklerim de değilim. zihnimi özgür bırakıp düşünebilme kapasitem sizlerden çok fazla olduğundan beni anlayamayabilirsiniz, kasmayın.




Yorum (0)

devlet - demokrasi - küreselleşme


19/1/2009 ·

böyle klişe başlık açtığıma bakmayın, bilindik şeyleri zırvalayacak değilim. 


türkiye'de siyasete kafa yorarak doğru bir taraf seçmek mümkün değildir. taraf seçenler aptal insanlardır. bunların sebeplerini yeterli gözlem yapmış olan her insan anlayabilir. sadece senin vereceğin oyla bu ülkenin düzelmesi mümkün değildir. hatta iktidara kim gelirse gelsin, demokrasi sınırlarını aşamayacaktır ve bu nedenle türkiye'nin insanlarının düzelmesi de mümkün değildir. türkiye şu anda belli bir yola girmiştir ve her iktidar buna devam edecektir. kafa ziken paranoyak safsatalara inananlar var olduğu sürece ben anlaşılmayacağım. siyaset beni ilgilendirmiyor. siyasiler şahsi rant sağlama amacı içinde olan insanlar. eğer toplumu doğru yola sokma gibi bir amaçları var ise siyasette değildir bu. 

ülkemizde sıkça karşılaşabilirsiniz, kafası siyasetle sikilimiş gençliğe. bunlar boş embesillerdir. kendilerini bir bok sanarlar ve "birey olma bilincine erişmiş" görürler. oy kullanarak bu ülkede söz sahibi olduklarına inanırlar. 

toplum, devlet yönetiminde söz sahibi olabileceği saçmalığına ancak demokrasi ile inandırılabilirdi. sizler en basit kararlarınızı bile verirken o konuda uzman kişilere danışmak istersiniz ama "devlet" yönetimini belirleme işini niteliksiz bir koyun sürüsüne bırakırsınız.

dünya belki 1000 yıl sonra küreselleşecek. devlet-milliyet kavramları olmayacak. çünkü devlet sistemi ilkellik. dünya haritasına şöyle bir bakarsanız siz de anlayacaksınız. ya da hayır, siz anlayamazsınız, siz kafası siyasetle zikilmiş gençliksiniz. aptalsınız.

kabilelerin yaşam şekilleri size nasıl ilkel geliyorsa, o zaman da bizim şimdiki sistemimizi ilkel görecekler. 

demokraside birçok farklı fikir yarışır. en fazla desteklenen kazanır. bu yanlıştır. doğru ve yanlış kavramları netleştirilmeli ve görüşlerden en doğru olanı belirlenmelidir. sonra o görüşe uygun nitelikli insanlar devleti yönetmelidir. 

peki şimdi soruyorum sizlere dostlar, dünya küreselleşince, yani devlet ve milliyet kavramı ortadan kalkınca sizi yönetecek kişilere ihtiyaç duyacak mısınız? hayır. gerçi siz o günleri göremeyeceksiniz ama bu böyle olacak. dünyada tek dil konuşulacak. bir başbakana ihtiyaç olmayacak.  

bu ne lan strateji oyunu gibi devletler var haritada sınırlar belli, bazen savaş oluyo. ne bu olm. 

daha çok gelişmemiz lazım, çook.

Yorum (1)

the point of life


17/1/2009 ·

nedir bu hayatın anlamı? kafa yoruyor muyuz gerçekten? yormamızın bir faydası olacak mı? bilmiyorum ama düşünmekten kendimi alamıyorum. çünkü boşlukta bir insanım. yapacak, kafa yoracak kadar değerli başka sorunlarım yok şimdilik. bir kız arkadaşım olsa herşey farklı olabilirdi neyse konudan sapmayalım. [her türlü ilişkiye açığım, fuckbuddy dahil]


hayatın anlamı ile kafa yoran insan ne yapar?
 
eve gelirsin yorgun olarak. bilgisayarın düğmesine basarsın. bim'den aldığın le colanı ve patito cipsini hazırlarsın. başlarsın yemeye ve dalmaya başlarsın dipsiz kuyuya. bir anda "ne yapıyom lan ben? hayat ne amına koyim? neden allahım" serzenişleri arasında bulursun kendini. aslında her şey olup bitmektedir, düşünmenin verdiği bulanıklığın yarattığı bu eziyet hiçbir işe yaramayacaktır. 
sanal alemde araştırmak istersin, sözlüklerde okursun. sonra felsefe sitelerine girersin. ama görürsün ki o felsefe sitelerinde yazanların çoğu boş insanlar. ünlü filozofları taklit ederek prim yapan gerizekalılar. sonra türklerden hayır gelmeyeceğini düşünüp google'a "the point of life" yazarsın. karşına sonuçlar gelir. tıklarsin birkaç tanesine. bi bok anlamazsın afedersin. "üç kuruşluk ingilizceyle, hayatın anlamını anlatan makale okumaya kalkarsan böyle olur amına koyim" dersin kendine. 

kafan allak bullak olmuştur, okudukların neticesinde. kafan tam anlamıyla sikilmiştir. ağlamaktan ve uyuşmaktan zombiye dönen gözlerin yüzünden, bi banyoya gidersin yüzünü yıkarsın. tekrar oturursun bilgisayarın başına. baban "olum ne biçim öğrencisin sen? dersin yüzünü açtığın yok lan. karnende 4 gelmesin bak uyarıyorum!" şeklinde tipik bir lise öğrencisine söylenebilecek şeyleri zırvalar. tamam baba, diyip geçiştirirsin ve bilgisayarı kapatırsın. baba, farkında değildir çocuğunun çektiği bunalımların, ben aşmıştım oysa ki ders, okul konusunu.

hava almak için pencereyi açarsın, gözün sokaktaki insanlara takılır. hepsi biryerlere gitmektedir. arabalar, öyle çok ki. bir hiç uğruna sokakta gezinen insanlara bakarsın. imrenirsin belki onlara. rahattırlar. düşünmezler sizin gibi. 
bir anda içinde insanları inceleyip gözlem yapma isteği oluşur. üstünü giyinirsin. niye giyindiğini sorgulamaya başlarsın sonra. çorabının içine soktuğun eşofmanınla çıksan sokağa bir şey değişir mi?  hayır. tekrar "hayatın amına koyim" dersin. 
sokağa çıkıp yürümeye başlarsın. nereye yürüdüğün hakkında bir fikrin yoktur. mersinin bok kokan sahillerinde bulursun kendini. amaçsız, bomboş insanlar gözlersin.  birbirlerine aşkım diyen sevgili bozuntuları görürsün. insan gözünü alamaz et kesen dönerciden, hepsi bir hiç. insanlar ihtiyaçları olmayan şeyleri almak için sevmedikleri işlerde hayatlarını boşa geçiriyor. sonra okula kafa sikmeye giden formalı öğrenciler görürsün. 
bir banka oturursun. sadece etrafına bakıp düşünürsün. kafandaki bereyle ve tipinle insanlarda balici imajı oluşturmaktan korkarsın. sonra insanların düşündüklerine önem vermemen gerektiğini anlarsın. 
sonra ekranda buz gibi soğukta asfalt çalışması yapan işçiler belirir. o an hüzün-anlamlandıramama-mutsuzluk duyguları belirir kafanda. o insan da düşünmez hayatın anlamını. amacı para kazanıp çoluğuna çocuğunu beslemek. neden peki? bu adam bu soğukta bu kadar acıyla sadece çocuklarına bakmak amacı içindeyken, futbolcular götü donmadan dünyanın parasını kazanıyor? isyan ettirmek istersin o insanı. ama yapamazsın, cesaretli değilsindir yeteri kadar. belli bir amaç uğruna kıçını yırtan insanlar görürsün, sanki ucunda hayatta kalmak dışında bir sürpriz varmış gibi. 

eve dönerken asansörde üst komşunun güzel kızıyla karşılaşırsın. inatla gözlerinin içine bakarsın, sürekli gözlerini kaçırır. konuşmaya yeltenirsin ama konuşamazsın. "siktiret" dersin. ama eve gidince masturbasyon sırasında onu düşünürsün. o zaman anlarsın işte, tüm aşkların, hakkında o kadar yazılar, şiirler düzülen, övülen aşkın, hayvani isteklerden farklı olmadığını. 

evde annenin nerdeydin bu saate kadar sorularına kaçamak cevaplar verirken bulursun kendini. o kadar çok isterdin ki annene babana duygularını anlatmayı. ama olmadı. sonra kardeşin "hadi pes oynayalım" dedi. 2 maç yaptınız. yendin ikisini de. sadece anlık zevklerdi bunlar. oyunlarla bile düşünce buhranından uzaklaşamıyordun.

gece 2'de uyandın. nedenini bilmiyordun sadece uyandın. sonra sıçmaya gidip uyanmanın nedenini farkettin. sıçarken de düşündün. hayat sadece vakit geçirmek için sıralanmış anlardan mı oluşuyordu? cevabı bulmaya çalıştın ama bulman imkansızdı. sifonu çekince bağırdın içinden, "sevdikler falan hikaye, bomboş işte". kafan davul gibi şişmiştir artık. buna son vermek istersin içinden. sonra ailen aklına gelir, ne kadar üzülürlerdi sen ölsen. ama önemli olan sendin. senin hayatındı bu onların değil. öss tercihi yaparken de söylemiyorlar mıydı bunu? 

her şeyi siktir edip, atarsın kendini 12. kattan aşağı. 
sen ölmeyecektin, gerçekten yaşayıp yaşamadığının farkına varacaktın. 

Yorum (0)

bunalım, buhran, hayat


16/1/2009 ·

Uzun tartışmalar sonucu bazı sonuçlara ulaştım. kimle mi tartıştım, kendimle.


islam dini ya temelden bozulmuş, veya muhammed'in kurduğu, yazdığı bir din. bundan neredeyse şüphem yok. 

tanrı var mı, yok mu bilmiyorum. ama varsa bile, bazı şeyler düşünüp, karar verip yapacak bir varlık değildir, bir güç gibi daha soyut birşeydir. [tanrıya inanmıyorum ama bir güç var]

ölünce ne olacağı, tanrının olup olmaması sonucunda değişir. tanrı yoksa büyük ihtimalle zihinsel olarak yok olacağız, varsa ruhlar alemi falan olabilir veya öbür dünya cennet cehennem vs.

hayat bir sınav mı? olabilir. ama sınavın kriterleri hakkında kesin bir fikrim yok. evrensel ahlak kurallarına uygun yaşarsan cennettesin. buna inanmam gerekiyor.

insan doğası gereği ölünce yaşamın bitmeyeceğine, başka dünyaya gideceğine inanmaya meyillidir. bu insanı rahatlatır. ben de öyle inanmak istiyorum ama emin olamıyorum. 

bir şeye insanların değer vermesi önemli değildir, önemli olan benim için önemi. pragmatizme kayıyorum yavaşça. dünya olması gerektiği gibi değil. insanların çoğu ayakta uyuyor, salak salak şeylerle uğraşıyorlar. 

mona lisa'ya kıçımı silmek istiyorum.
bir kadın meni kokuyorsa ve o meni benim değilse bundan hoşlanmıyorum. 

bir daha, yalnız sana bağlı olmayan şeyleri ciddiye alma. aşk, dostluk, ün gibi.

Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »