ölüm

20/5/2009 ·

ölümden sonra hayat dinlerin değişmez bölümlerinden biridir. reenkarnasyon, cennet-cehennem gibi çeşitli yollarla insanın nature bir isteği olan “var olma” içgüdüsüne hitap edecek şekilde dinlerde yer almıştır. doğadaki hiçbir canlı yok olmaz istemez. ama istemek farklı, bilmek farklı şeylerdir. matrixde bir söz vardı, “ignorance is bliss” bazen katılıyorum bu söze. ölümden sonra yaşama inanan biri eğer yeterince bilinçli değilse ölümden sonra yaşamın olmadığını öğrenirse [öğrenemez de hadi diyelim öğrendi] çok büyük psikolojik bunalımlara girebilir.

ölümden korkmak anlamsız. ölüm bir gerçek ve ölümden sonra “ben” diye bir şey olmayacağı için ölümden korkmama gerek yok. ölene kadar yaşayacağım. önemli olan bu. acı çekerek ölmekten korkuyor bazıları. bu da en az ölümün kendisinden korkmak kadar anlamsız. acı çektikten sonra öleceksin zaten, çektiğin acıların sana bir zararı yok, sadece içgüdüsel olarak acı çekmek istemiyorsunuz. ama ben bunu da umursamıyorum.

ölümden sonra benlik diye bir şey olmayacağı için tüm hayatını belli bir dine göre yönlendirmiş insanlar için de hiçbir fark yok. yani onlar için de bir pişmanlık sözkonusu olmayacak. başarı veya başarısızlık yok.

burada felsefenin önemli bir sorunu ortaya çıkıyor. bilgi mi mutluluk mu? hangisi insanlar için daha önemlidir? gerçekler insanları mutsuz edecekse bazı “kandırmaca”lar uygulanabilir mi? öbür dünyada cennete gitmenin “garanti”siyle yaşamak insanlara büyük bir haz veriyorsa, onların bu mutluluğunu bozmamız ahlaki bir davranış mıdır? insanların çoğunluğu tanrının varlığına inanmak “istiyorsa” tanrı vardır dememizin kime ne zararı olabilir? bunlar üzerinde düşünülmesi gereken sorular. neyse konudan saptım. bitsin.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »