önceki
yazılarımda bir giriş yapmıştım milliyetçilik konusuna. ulusalcı kemalistlerimizin arkasına sığındığı kavramlardan klişelerden biridir atatürk milliyetçiliği. amacım yazıya önyargıyla başlayıp haklılığını veya saçmalığını savunmak değil kesinlikle. hep beraber araştırcaz ve beyin fırtınasıyla bir sonuca ulaşacağız. ayrıca atatürk milliyetçiliğinin açıklarını bulabileceğim gibi sabaha kadar size atatürk milliyetçiliğini de savunabilecek birikime sahibim. amacım sadece farklı fikirlerin varlığını, haklılığını ortaya koymak.
ahmet altanın 1995 yılında gazetesinden atılmasına sebep olan "atakürt" başlıklı yazısını okuyalım:
"mustafa kemal, selanik’te değil de musul’da doğmuş bir osmanlı paşası olsaydı, kurtuluş savaşı’nı türklerle ve kürtlerle birlikte gerçekleştirdikten sonra kurulmasına önayak olduğu cumhuriyetin adını “kürdiye cumhuriyeti” koysaydı, kendisi de meclis kararıyla “atakürt” adını alsaydı...
kürdiye cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına “kürt” deneceği için hepimiz “kürt” sayılsaydık, taksim’e, kadıköy’e, kızılay meydanı’na, kordon’a “ne mutlu kürdüm diyene” pankartları asılsaydı...
“kürdiye’de” türk olmadığı, herkesin aslında kürt olduğu söylenseydi, kendilerini türk sananların aslında “deniz kürdü” oldukları iddia edilseydi...
kürtlerin “yedi bin yıllık” bir tarihi bulunduğunu, anadolu’nun esas sahiplerinin kürtler olduğunu, moğolların, hunların, etrüsklerin aslında kürtlerin atası sayıldığını, osmanlıdaki kürt paşalarının kahramanlıklarını derslerde okusaydık.
teoman, cengiz, atilla, osman gibi isimler almamız yasaklansaydı, berfin, beruj, tiruj, nevruz gibi isimler almak zorunda kalsaydık...
türkçe televizyon kurulması yasak edilseydi, bütün televizyon yayınları kürtçe yapılsaydı...
romanlarımızı, hikayelerimizi, şiirlerimizi kürtçe yazmak zorunda kalsaydık, yalnızca kürt şarkıları dinleseydik, gazetelerimizi kürtçe çıkarsaydık...
okullarımızda yalnız kürtçe okutulsaydı ve türkçe okutulması yasaklansaydı...
“biz türküz, bizim bir tarihimiz, bir dilimiz var” dediğimizde sorgusuz sualsiz hapislere atılsaydık.
istanbul’da, ankara’da, izmir’de, bursa’da, edirne’de polis sürekli olarak bizi izleseydi, “özel timler” bizim “kürdiye cumhuriyeti’ni” parçalamak isteyen “ayrılıkçılar olmamızdan” kuşkulanıp hepimize sürekli “suçlu” muamelesi yapsaydı, sırf türk olduğumuz için hakaretlere uğrasaydık.
12 eylül darbesinden sonra bütün batı bölgesindekiler hapishanelere doldurulsa, inanılmaz işkencelerden geçirilse, boğazlarına kadar çamurların içine battıkları hücrelere konsa, tazyikli sularla iç organları perişan edilse, azgın köpeklerle bacakları parçalansaydı...
evlerimiz basılsa, ayrılıkçı “türk teröristlere” yardım ettiğimiz iddialarıyla apartmanlarımız yakılsa, biz evimizden bir eşya bile alamadan çıkarılıp, diyarbakır’a, hakkari’ye sürgüne gönderilerek, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılsaydık...
biz türkler buna razı olur muyduk, “işte hepiniz kürdiye cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak birer kürtsünüz, ayrıca türklük diye niye tutturuyorsunuz, isterseniz başbakan bile olabilirsiniz” sözlerini bir hakkaniyet işareti olarak kabul eder miydik?
yoksa, türk kimliğimizin, dilimizin, kültürümüzün, bu ülkenin “eşit” vatandaşları olarak kabul edilmesinde ısrarcı mı olurduk?
bu ülkenin türk ve kürt vatandaşları var ve tarih “türk” çizgisinden yürümüş, bugün bizim “türk” olarak kabul edemeyeceklerimizi kürtlerin kabul etmesini istemişiz, bu yersiz istek sonunda patlamış, ülke önce teröre arkasından bir iç savaşa yuvarlanmış.
türkiye’nin bu kanlı karmaşadan “demokrasiyle” ve kürt vatandaşların “kimliklerinin” kabulüyle kurtulacağına inanan insanlar, bu düşüncelerini dile getirdiklerinde, bizim yöneticilerle taraftarları hep aynı soruyu soruyor:
- nedir demokratik çözüm, nedir kürt kimliği?
biz türkler, bir “kürdiye cumhuriyeti’nde” yaşasaydık ne isteyeceksek, bu isteklerin bugün kürtler tarafından dile getirilmesini kabul etmektir demokrasi.
kendimiz için isteyeceğimizi, bizimle eşit oldugunu kabul ettiğimiz insanlara vermemek için bu kadar kan dökmeye, ülkeyi bir çıkmaza sürüklemeye değer mi? "
bu yazı birçok eleştiri almıştır fakat vermek istediği mesaj anlatılmak istenenler farklıdır. yani bu yazıya "osmanlı türk devletiydi bi defa, musulda doğan komutan o başarıyı elde edemezdi" gibi argümanlarla karşı çıkmak saçmadır. bu bir fabl a "hehe karga konuşmaz ki" demeye benzer. bizi kürtlerin yerinde hissettiren başarılı bir empati yazısıdır bu. üstelik ırkçı bir kürdün hissettirdikleri değil kendi savundukları "atatürk milliyetçiliği" seviyesinde bir milliyetçiliğe sahip olan bir kürdün hissettiklerini anlamaya yardımcı olmuştur. kemalistlerin bu yazıya çok büyük tepki göstermeleri, hem atatürk'ün başka şekillerde düşünülmeyecek kadar dogmalaştırıldığını hem de ne kadar "kendine milliyetçi" ikiyüzlü olduklarını göstermiştir.
atatürk'ün "türkiye cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve 'ben türküm' diyen herkes türktür, türkiye vatandaşıdır" sözlerindeki türk tanımını temel alır atatürk milliyetçiliği. bir insan neden "türküm" desin veya demek istesin? vatandaş olamayacak mı "türküm" demese?
atatürk milliyeçiliğinin sarsılmaz kalelerinden biri de "ne mutlu türküm diyene" dir. henüz oynayıp hoplama çağındaki çocuklara bilinçsizce "ezberlettirilen" öğrenci andının bitiş cümlesidir. öğrenci andı da atatürk milliyetçiliğinin tezahürüdür.
bir insan bir IRKa ait olmakla neden mutlu olsun? "ait olmak" yerine "ait olduğunu kabul etmek" derseniz faşistlik sınırınız değişir mi?
ıı sıkıldım, bu sorulara çalışın. kafanızı zorlayın biraz. atatürkün bir anısıyla bitirdim yazıyı:
atatürk, kendisinin insanüstü bir varlık olduğunu söylemelerini hiç hoş karşılamazdı. çocukluk arkadaşı nuri conker’in sert şakalarını büyük bir neşe ile dinler ve hepimizin önünde tekrarlatırdı.
bir gün sofradakilerden biri:
- paşam, demişti, kimbilir çocukluğunuzda ne müstesna bir insandınız. kimbilir ne eşsiz anılarınız vardır.
atatürk güldü ve conker’e döndü:
- nuri anlatsın, dedi.
nuri bey her zamanki şakacı diliyle:
- bakla tarlasında karga çobanlığı ederdi, yanıtını verdi. deminki soruyu soran kişi, sözün bu yola dökülmesinden fena halde ürktü. soruyu ortaya attığına bin kez pişman oldu.
- aman efendimiz, diyecek oldu, atatürk hemen sözünü kesti:
- bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız, `doğuşumdaki tek olağanüstülük türk olarak dünyaya gelmemdedir`.