sıradan


30/6/2009 ·

yazacak bi bok yok. istemiyorum yazmak. neden yazıyorum? boş vaktimi doluymuş gibi göstermek için mi? siz bok kafalılar bişeyler öğrensin diye mi? egomu tatmin etmek için mi?
belki.
ölüm karşısında çaresiziz. yapacak bişey yok. sadece hayatı yeterince kaliteli-zevkli yaşamak istiyorum. ölüm karşısındaki çaresizliğim herkesde mevcut olan bir his fakat bazı insanlar bunun üstünü bazı yalanlarla örtüyor ve ben bu insanların bazen benden daha mutlu bir hayat sürdüklerini düşünüyorum. bu beni rahatsız ediyor. ama gittikçe güçlendiğimin farkındayım. hiçbirşeyden korkmuyorum. üstünlüğüm zihniyetimden kaynaklanıyor. bu üstünlüğümü benim seviyemdeki insanlar rahatlıkla anlayabilir. kendim gibi insanlar bulmak, tartışmak istiyorum. adam gibi bir tartışma yapmak istiyorum. dogmalardan arınmış zihinler istiyorum. bazı sonuçlara kesin olarak ulaşıp bir daha kafamı bunlarla yormak istemiyorum. belki kafamdan silmek istiyorum bu yanılgıları, belki sonuca ulaşmam imkansız..

bu dünyayı ben kurtarabilirim. yeterli sayıda insana ulaşabilirsem olabilir. fakat bunu yapmaya karar verecek cesareti kendimde göremiyorum. ben yaşamak istiyorum. benim gerçekleşmesi gerektiğini düşündüğüm şeyleri gerçekleştirmem birçok güçlü insanın kişisel çıkarlarına ters düşeceği için beni devre dışı bırakacaklarını biliyorum. bu devrim tepeden inme olmamalı. halk aydınlanmalı.

futbolcular, şarkıcılar, oyuncular vb. arz-talep ilişkisinden dünyanın parasını kazanan insanlar, sizden nefret ediyorum. sizin o parayı kesinlikle haketmediğinizi düşünüyorum. hatta düşünmüyorum, biliyorum. bu dengelerin amına koyacam.

bazen diyorum "siktiret sana mı kaldı bu boktan dünyanın derdi" ve katılıyorum buna. ben sadece kendimi düşünüp paramı yiyip zevk içinde yaşayıp  ölebilirim. ama doğru olanın bu olmadığını biliyorum.

Yorum (0)

ölüm


20/5/2009 ·

ölümden sonra hayat dinlerin değişmez bölümlerinden biridir. reenkarnasyon, cennet-cehennem gibi çeşitli yollarla insanın nature bir isteği olan “var olma” içgüdüsüne hitap edecek şekilde dinlerde yer almıştır. doğadaki hiçbir canlı yok olmaz istemez. ama istemek farklı, bilmek farklı şeylerdir. matrixde bir söz vardı, “ignorance is bliss” bazen katılıyorum bu söze. ölümden sonra yaşama inanan biri eğer yeterince bilinçli değilse ölümden sonra yaşamın olmadığını öğrenirse [öğrenemez de hadi diyelim öğrendi] çok büyük psikolojik bunalımlara girebilir.

ölümden korkmak anlamsız. ölüm bir gerçek ve ölümden sonra “ben” diye bir şey olmayacağı için ölümden korkmama gerek yok. ölene kadar yaşayacağım. önemli olan bu. acı çekerek ölmekten korkuyor bazıları. bu da en az ölümün kendisinden korkmak kadar anlamsız. acı çektikten sonra öleceksin zaten, çektiğin acıların sana bir zararı yok, sadece içgüdüsel olarak acı çekmek istemiyorsunuz. ama ben bunu da umursamıyorum.

ölümden sonra benlik diye bir şey olmayacağı için tüm hayatını belli bir dine göre yönlendirmiş insanlar için de hiçbir fark yok. yani onlar için de bir pişmanlık sözkonusu olmayacak. başarı veya başarısızlık yok.

burada felsefenin önemli bir sorunu ortaya çıkıyor. bilgi mi mutluluk mu? hangisi insanlar için daha önemlidir? gerçekler insanları mutsuz edecekse bazı “kandırmaca”lar uygulanabilir mi? öbür dünyada cennete gitmenin “garanti”siyle yaşamak insanlara büyük bir haz veriyorsa, onların bu mutluluğunu bozmamız ahlaki bir davranış mıdır? insanların çoğunluğu tanrının varlığına inanmak “istiyorsa” tanrı vardır dememizin kime ne zararı olabilir? bunlar üzerinde düşünülmesi gereken sorular. neyse konudan saptım. bitsin.

Yorum (0)

omegle


17/5/2009 ·

Connecting to server...
You're now chatting with a random stranger. Say hi!

Stranger: hi

You: are you a horny stupid who's looking for a girl on the net?

Stranger: no are you?

You: far from it

You: I am the cleverest guy in the world

Stranger: so your a prude intelectual whos looking to bone a dude irl

You: I just dont need to talk about sex

Stranger: ah, so what do you talk about

You: something important

Stranger: like?

You: philosophy

Stranger: so what about philosophy would you like to talk about

You: god delusion

Stranger: is god delusional, I haven't talked to him lately

You: it drives me crazy sometimes that we cant be sure about his existence.

Stranger: well in all seriousness, how can we be sure he cares if we know

You: well youre right, he can do anthing to us. he doesnt have to be fair

Stranger: We are always being told that we can't really know what god is thinking or what his plan is because god operates on a higher/different plane of existence so far above us that we should just believe and wait, but think about it, if god is so high up and thinks so differently then what are we to him, what if, there was a creator, with a plan, but we are just some little side project or accident in the whole grand scheme of things that shouldn't even exist

You: thinking is what we humans do. probably there is no god who thinks, decides, wants.. the thing we call god must be more "unhuman". a power or something

Stranger: maybe

You: where you from

Stranger: around, i move a lot

Stranger: u?

You: well i dont move a lot. but I'm gonna leave the country, turkey

Stranger: so you are from turkey?

You: yes

You: most people have some nasty ideas about "all" the turkish people

Stranger: thats cool you are from turkey, i really don't know a thing about turkey, im sorry about that. I think my next move will be to Japan, nowhere near turkey, but just something about me

You: turkey is not a good place to live. the people here [most of them] are pretty nationalist and religious. that makes me crazy. and they never listens you, if they have an idea in their minds, and if they believes it, you got nothing to do, to let them see the truth. they're believing blindly.. I think not just the turkish people, also the world's people is like this.

Stranger: pretty much, it kinda sucks

You: you had a religion?

Stranger: i have a religion, I was raised Lutheran, ive developed my own idea of the universe that I would call my religion its not perfect, it doesn't answer everything, but I'm ok with it

You: youre a protestant or something like that?

Stranger: yeah

Stranger: but im not boxed in by any particular dogma

You: good

Stranger: yeah, i find religions of the world fascinating and sometimes i pull things I think may be correct and bring them together

You: what s your job?

Stranger: I work on universities, I live in residential halls, and help students who live on campus

You: i gotta go

You: see you later, maybe
You have disconnected.

Yorum (0)

atatürk-diktatörlük


8/5/2009 ·

köşeyazarının biri demiş, " "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyen diktatörü, dünyanın neresinde gördünüz allah'ın geri zekalıları?"

ülkemizdeki cahil-aptal-eğitimsiz kemalist kesimin içine düştüğü yanılgıların birçoğunu sadece bu alıntıya bakarak sıralayabilirim.

kaldı ki bu insanların, ağzınızdan "atatürk" ve "diktatör" kelimelerini duydukları anda vereceği cevaplar tamamen reflekstir, bakın beyin gerekli değildir refleks için, omurilik yeterlidir. beyinlerini kullanma ihtiyacı hissetmezler.

atatürkün diktatör olup olmamasını bir kenara bırakalım, [zaten yaşayıp ölmüş adam, bişeyler yapmış, iyi hoş ama hala neden tartışıyoruz bu adamı? gelecem buraya] bir kişinin savunduğu görüşü sadece alıntılarına bakarak anlayabilir miyiz? hem de bu kişi devlet yönetme stratejisi olarak pragmatizmi benimsemişse? [burda pragmatist olmasını eleştirmiyorum, olabilir, haklıdır.] daha çok yaşantısına, yaptıklarına baksak da birbirimize masal okumasak diyorum? atatürkü alıntılarla tartışacaksak ben her ideolojiye sokabilirim atatürkü. çünkü çok fazla konuda birbirinden çelişkili sözler söylemiş zamanında.

başkomutanlık kanunu [tek adam olması], istiklal mahkemeleri, dersim isyanı, muhaliflerin nasıl bastırıldığı..

diktatör, devletin başındaki tek adam demektir. verdiği kararlar hiçbir makam tarafından reddedilemez.
atatürk de devletin başındaki tek adamdı. atatürkün de kararları reddedilemezdi, kellesi giderdi belki.
bugünkü kullanımda diktatör diyince "zorbalık, işkence, şiddet" akla geliyor. bu yüzden atatürke bu sıfatı uygun görmüyorlar ama yukarda saydığım şeylere bakınca bu yönden de çok masum değildi kemal. mussolininin heykeltraşlarını getirtip heykellerini yaptırıp yurdun 4 köşesine dikmek nedir?

peki zaten yaşayıp ölmüş adam, bişeyler yapmış, iyi hoş ama hala neden tartışıyoruz bu adamı? çünkü eşşeğin sikindeki kemalizmden dolayı.
bu devletin temelleri kemalizm üzerine kurulmuştur ve hala anayasamızdan çıkarılmasına izin verilmiyor. dinci korkusu bunun temel nedeni ancak doğru olanı bulmaksa amacımız hem dinin, hem kemalizmin anayasada bulunmasına karşı çıkmak olmalıdır. "kemalizmi dine tercih ederim" diyebilirsiniz ama kötünün iyisine razı olmaktansa iyiye doğru mücadeleyi seçerim.

kemal, anakronizmci insanların da gözdesidir.
"lan orospu çocuğu, o olmasa sen şu an yazacak interneti bulamayacaktın şerefsizz"

"varlığımızı atatürke borçluyuz" insancıkları, "atatürkün hakkıdır tüm ülke, malvarlığında onun da hakkı vardır" diyen ibişler.

varlığımı kemale borçlu değilim, belki içinde yaşadığım ülkenin bağımsızlığını sağladı ama benim varlığım; yaşadıığım ülkenin bağımsızlığından bağımsız bir olgu olduğundan varlığımı kesinlikle ona borçlu değilim.
varlığımı kemalden çok anneme borçluyum. biyolojik olarak da bunu kanıtlayabilirim. ama annem benim malvarlığıma el koyamaz.
atatürkün insanların özellerine el koyacak gücü vardı [padişahın olduğu gibi], ama buna hakkı yoktu [padişahın olmadığı gibi] zaten bu yüzden padişahlık sistemini sevmiyor muyuz?

insanlar hiçbir baskıcı ideoloji ile bezenmeden serbestçe düşünebilme hakkına sahip olmalıdır. herkes benim kadar akıllı+şanslı olmayabilir.

neden senden akıllıyım biliyor musun? yazdıklarımı antitezlerinle ispatlayabilirsen akılcı olarak, yazdıklarımdan, düşündüklerimden vazgeçebilecek, tükürdüğümü yalayabilecek, "sen haklısın, ben yanılmışım" diyebilecek erdeme sahip olduğum için...

Yorum (0)

the love delusion


23/4/2009 ·

aşk diye bir kavramın var olması aşk duygusunun varlığını kanıtlamasa bile ifade ettiği birtakım duygular vardır elbette. aşk şiirleri okudum, yazılar okudum, filmler seyrettim ve aşkın acizlik belirtisi olduğunu anladım. sert bir giriş yapıp "aşkın kaynağı cinsel arzulardır" demedim, ama bu doğrudur.

geçen gün okulda salak hocamız bir dizi izlettirdi. ne olduğu önemli değil, sadece bir olayı dikkatimi çekti, ve belki de bu yazıyı yazmama neden olacak düşünce buhranıma sebep oldu. adam evde kızı görüyor ve aşık oluyor. ve bu iki insan arasındaki tek konuşma da evlenme teklif edeceği zaman oluyor. düşünün, düşünün....

bir adam sadece görerek biriyle evlenmek istiyorsa ben onun sikinin keyfine hareket ettiğini söylerim. ilk görüşte aşkın meali, "seni sikmek istiyorum" dur.

peki önce arkadaşlık, flört döneminden sonra aşık olmaya başlamak nedir? güzel olmasından kaynaklanan arzulamaktır, davranışlarını ve fikirlerini de beğenirseniz arzulama katsayınız artar ve daha çok istersiniz onu.

peki aşk neden acizliktir? aşık olduğun kişi başkasıyla sikişirse sen acı çekersin, istemsizce. bu yüzden dolaylı olarak kendine zarar verirsin, sonra da bunu şiir, yazı, film yaparsın ve bu acıyı yüceltirsin. sen mazoşistsin. ancak aşkın öyle söylendiği gibi yüce, eşsiz, ulaşılmaz, istemsiz olduğuna inanmıyorsan o zaman "siktir et" demeyi bilirsin ve beğendiğin bir insanı bir çırpıda silebilirsin. işte bu akıldır.

ortamlarda ona karşı böyle yapmacık bir ilgi, maske takarak yapılan hareketler, iltifatlar, onun hoşuna gidecek şeyler yapmaya çalışıyorsan, onla "çıkmak" istiyorsan, onu arzuluyorsundur. ancak olumlu yanıt alamayınca ve daha sonra onu başka biriyle birlikte gördüğünde kendini harap ediyorsan, meyhanelerde içip, ağlamak istiyorsan kendini yanlış yönlendirmişsindir. işte  bu duygudur.

duygu yanıtlıcıdır. duygularını keşfetmeden, çalışma mekanizmalarını anlamadan hiçbir sikim olmaz senden. aklın duygularını bastırmadıkça aptal, cahil kalacaksın. işte bu yüzden duygularını bilemediğin için, kendine zarar vereceksin. acizsin.

Yorum (0)

öğrenci andı


9/4/2009 ·

doğruyum, çalışkanım ama bunun türk olmamla ilgisi yok, insanım.
küçüklerimi korurum, büyüklerimi eğer hak ediyorlarsa sayarım.
varoluşumu; özümden, yurdumdan, milletimden çok severim, egzistansiyalistim.
eeeey büyük kumandanlar;
açtığınız yol da, gösterdiğiniz hedef de yalan oldu,
ben sadece içimdeki iyiye, durmadan yürüyeceğime and içerim.
varlığım türk varlığına kapak olsun.
ne mutlu mutluyum diyene!

odrade atreides

Yorum (0)

atatürk milliyetçiliği


2/4/2009 ·

önceki yazılarımda bir giriş yapmıştım milliyetçilik konusuna. ulusalcı kemalistlerimizin arkasına sığındığı kavramlardan klişelerden biridir atatürk milliyetçiliği. amacım yazıya önyargıyla başlayıp haklılığını veya saçmalığını savunmak değil kesinlikle. hep beraber araştırcaz ve beyin fırtınasıyla bir sonuca ulaşacağız.  ayrıca atatürk milliyetçiliğinin  açıklarını bulabileceğim gibi sabaha kadar size atatürk milliyetçiliğini de savunabilecek birikime sahibim. amacım sadece  farklı fikirlerin varlığını, haklılığını ortaya koymak.

ahmet altanın 1995 yılında gazetesinden atılmasına sebep olan "atakürt" başlıklı yazısını okuyalım:

"mustafa kemal, selanik’te değil de musul’da doğmuş bir osmanlı paşası olsaydı, kurtuluş savaşı’nı türklerle ve kürtlerle birlikte gerçekleştirdikten sonra kurulmasına önayak olduğu cumhuriyetin adını “kürdiye cumhuriyeti” koysaydı, kendisi de meclis kararıyla “atakürt” adını alsaydı...

kürdiye cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına “kürt” deneceği için hepimiz “kürt” sayılsaydık, taksim’e, kadıköy’e, kızılay meydanı’na, kordon’a “ne mutlu kürdüm diyene” pankartları asılsaydı...

“kürdiye’de” türk olmadığı, herkesin aslında kürt olduğu söylenseydi, kendilerini türk sananların aslında “deniz kürdü” oldukları iddia edilseydi...

kürtlerin “yedi bin yıllık” bir tarihi bulunduğunu, anadolu’nun esas sahiplerinin kürtler olduğunu, moğolların, hunların, etrüsklerin aslında kürtlerin atası sayıldığını, osmanlıdaki kürt paşalarının kahramanlıklarını derslerde okusaydık.

teoman, cengiz, atilla, osman gibi isimler almamız yasaklansaydı, berfin, beruj, tiruj, nevruz gibi isimler almak zorunda kalsaydık...

türkçe televizyon kurulması yasak edilseydi, bütün televizyon yayınları kürtçe yapılsaydı...

romanlarımızı, hikayelerimizi, şiirlerimizi kürtçe yazmak zorunda kalsaydık, yalnızca kürt şarkıları dinleseydik, gazetelerimizi kürtçe çıkarsaydık...

okullarımızda yalnız kürtçe okutulsaydı ve türkçe okutulması yasaklansaydı...

“biz türküz, bizim bir tarihimiz, bir dilimiz var” dediğimizde sorgusuz sualsiz hapislere atılsaydık.

istanbul’da, ankara’da, izmir’de, bursa’da, edirne’de polis sürekli olarak bizi izleseydi, “özel timler” bizim “kürdiye cumhuriyeti’ni” parçalamak isteyen “ayrılıkçılar olmamızdan” kuşkulanıp hepimize sürekli “suçlu” muamelesi yapsaydı, sırf türk olduğumuz için hakaretlere uğrasaydık.

12 eylül darbesinden sonra bütün batı bölgesindekiler hapishanelere doldurulsa, inanılmaz işkencelerden geçirilse, boğazlarına kadar çamurların içine battıkları hücrelere konsa, tazyikli sularla iç organları perişan edilse, azgın köpeklerle bacakları parçalansaydı...

evlerimiz basılsa, ayrılıkçı “türk teröristlere” yardım ettiğimiz iddialarıyla apartmanlarımız yakılsa, biz evimizden bir eşya bile alamadan çıkarılıp, diyarbakır’a, hakkari’ye sürgüne gönderilerek, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılsaydık...

biz türkler buna razı olur muyduk, “işte hepiniz kürdiye cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak birer kürtsünüz, ayrıca türklük diye niye tutturuyorsunuz, isterseniz başbakan bile olabilirsiniz” sözlerini bir hakkaniyet işareti olarak kabul eder miydik?

yoksa, türk kimliğimizin, dilimizin, kültürümüzün, bu ülkenin “eşit” vatandaşları olarak kabul edilmesinde ısrarcı mı olurduk?

bu ülkenin türk ve kürt vatandaşları var ve tarih “türk” çizgisinden yürümüş, bugün bizim “türk” olarak kabul edemeyeceklerimizi kürtlerin kabul etmesini istemişiz, bu yersiz istek sonunda patlamış, ülke önce teröre arkasından bir iç savaşa yuvarlanmış.

türkiye’nin bu kanlı karmaşadan “demokrasiyle” ve kürt vatandaşların “kimliklerinin” kabulüyle kurtulacağına inanan insanlar, bu düşüncelerini dile getirdiklerinde, bizim yöneticilerle taraftarları hep aynı soruyu soruyor:

- nedir demokratik çözüm, nedir kürt kimliği?

biz türkler, bir “kürdiye cumhuriyeti’nde” yaşasaydık ne isteyeceksek, bu isteklerin bugün kürtler tarafından dile getirilmesini kabul etmektir demokrasi.

kendimiz için isteyeceğimizi, bizimle eşit oldugunu kabul ettiğimiz insanlara vermemek için bu kadar kan dökmeye, ülkeyi bir çıkmaza sürüklemeye değer mi? "


bu yazı birçok eleştiri almıştır fakat vermek istediği mesaj anlatılmak istenenler farklıdır. yani bu yazıya "osmanlı türk devletiydi bi defa, musulda doğan komutan o başarıyı elde edemezdi" gibi argümanlarla karşı çıkmak saçmadır. bu bir fabl a "hehe karga konuşmaz ki" demeye benzer. bizi kürtlerin yerinde hissettiren başarılı bir empati yazısıdır bu. üstelik ırkçı bir kürdün hissettirdikleri değil kendi savundukları "atatürk milliyetçiliği" seviyesinde bir milliyetçiliğe sahip olan bir kürdün hissettiklerini anlamaya yardımcı olmuştur. kemalistlerin bu yazıya çok büyük tepki göstermeleri, hem atatürk'ün başka şekillerde düşünülmeyecek kadar dogmalaştırıldığını hem de ne kadar "kendine milliyetçi" ikiyüzlü olduklarını göstermiştir.

atatürk'ün "türkiye cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve 'ben türküm' diyen herkes türktür, türkiye vatandaşıdır" sözlerindeki türk tanımını temel alır atatürk milliyetçiliği. bir insan neden "türküm" desin veya demek istesin? vatandaş olamayacak mı "türküm" demese?

atatürk milliyeçiliğinin sarsılmaz kalelerinden biri de "ne mutlu türküm diyene" dir. henüz oynayıp hoplama çağındaki çocuklara bilinçsizce "ezberlettirilen" öğrenci andının bitiş cümlesidir. öğrenci andı da atatürk milliyetçiliğinin tezahürüdür.

bir insan bir IRKa ait olmakla neden mutlu olsun? "ait olmak" yerine "ait olduğunu kabul etmek" derseniz faşistlik sınırınız değişir mi?

ıı sıkıldım, bu sorulara çalışın. kafanızı zorlayın biraz. atatürkün bir anısıyla bitirdim yazıyı:

atatürk, kendisinin insanüstü bir varlık olduğunu söylemelerini hiç hoş karşılamazdı. çocukluk arkadaşı nuri conker’in sert şakalarını büyük bir neşe ile dinler ve hepimizin önünde tekrarlatırdı.

bir gün sofradakilerden biri:

- paşam, demişti, kimbilir çocukluğunuzda ne müstesna bir insandınız. kimbilir ne eşsiz anılarınız vardır.

atatürk güldü ve conker’e döndü:

- nuri anlatsın, dedi.

nuri bey her zamanki şakacı diliyle:

- bakla tarlasında karga çobanlığı ederdi, yanıtını verdi. deminki soruyu soran kişi, sözün bu yola dökülmesinden fena halde ürktü. soruyu ortaya attığına bin kez pişman oldu.

- aman efendimiz, diyecek oldu, atatürk hemen sözünü kesti:

- bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız, `doğuşumdaki tek olağanüstülük türk olarak dünyaya gelmemdedir`.





Yorum (0)

milliyetçilik aldatmacası


2/4/2009 ·

milliyetçiliği herkes kafasına göre tanımlıyor ve oluşturdukları bu tanıma göre savunma mekanizması geliştiriyor. milliyetçiliğin azı fazla zararlı olmasa da "az"ın üstüne çıktığında nefret edilen insanlar doğurabilir. "az" milliyetçi bir insan da doğal olarak bir "çok" milliyetçi [ırkçı yani] adayı olduğundan azının da zararlı olduğuna kanaat edebiliriz. 

öncelikle bahsettiğimiz milliyetçiliği bir tanımlamamız gerekiyor. en saf ve düzgün görünen [günümüzde birçok insanın milliyetçiliği savunmak için başvurduğu şey] olanını yazıyorum:

"milliyetçilik, en genel anlamıyla, bir insanın parçası olduğu milleti ve üzerinde yaşadığı vatanını sevmesi anlamına gelir. bu, son derece meşru ve güzel bir duygudur."

bu yargı masum görünen birçok milliyetçinin dayanağıdır. bu tanıma ben kendimce şu şekilde cevap verebilirim:

"yani usa'de doğsaydın amerika vatandaşlarını ve amerika vatanını sever miydin? sırf o ülkede doğduğun için. senin söylediğin milliyetçilik tanımı evrensel bir tanımdır, dolayısıyla milliyetçi insan doğduğu devleti ve çevresindeki milleti sever gibi bir anlam çıkıyor. ne yazık ki biraz dogmatik, faşist bir zihniyete yelken açar bu durum. 'amerikada doğsaydım sevmezdim amerika pis kaka, türkiye gibi cennet bir vatan değil orası' diyecek olursan ırkçılığın tescillemenin yanında subjektifliğini de gözler önüne sermiş olursun.
ben türkiye'yi sevmiyorum, sevmek zorunda da değilim [türkiye gibi çok fazla aptal ve faşist bulunan bir ülkeyi sevmemi kimse bekleyemez. hergeçen gün çeşitli skandalların yaşandığı, siyasetinin bi boka benzemediği ülke burası.]. türk milletini de sevmiyorum. yanlış anlaşılmasın, bu yargı türklerin hiçbirini sevmiyorum anlamına gelmez. eğer bir türk insanı seviyorsam bu türk olduğu için değil sevilmeye layık bir İNSAN olduğu içindir. eğer bir insana sadece türk olduğu için bir sempati  besliyorsan FAŞİSTSİN. eğer milliyetçiliğin bu olduğunu iddia ediyorsan, milliyetçilik=ırkçılık tezini doğruluyorsun"

bizi izlediğiniz için teşekkürler. yayınımız "atatürk milliyetçiliği'ne farklı bir bakış" yazısıyla devam edecektir. belki yarın belki yarından da yakın. hoşçakalın bizden ayrılmayın, eski yazıları okuyun. 

Yorum (0)

marjinallik-ideoloji-seçim-aptallık


30/3/2009 ·

gün geçmiyor ki ülkemizde bir seçimden sonra etrafta salyasını akıta akıta saçmalayan dallamalar görmeyelim. siyasetten hazzetmem ama hiçbir siyasi görüşü benimsemediğim için [kendi görüşlerim var. var olan ideolojiler mantıklı değil ve hepsi dogma] hepinizden daha iyi bakabiliyorum siyasete, türkiye'deki saçma salak siyasilere, bunların şakşakçılarına. meydanlarda bağıran da, bağırttıran da, miting de konuşan da, mitinge giden de, oy için götünü verecek öküzler de, bu öküzlere oy veren de götümü yesin.

ilk önce sistemi tartışmamız gerekiyor. atatürk demokrasiyi getirmekle hata mı yaptı bilmiyorum ama bugün türk milletinin demokrasiye hazır olmadığından yakınan atatürkçü ibişler bile atatürkün bu konuda hata yaptığını kabul etmez. çünkü o atatürktür. onların atatürk eleştirilerine karşı standart savunma mekanizmaları vardır; "zamanın şartları"ndan girerler, "o olmasa baban kimdi bilemezdin şerefsiz"den çıkarlar.

"bizler en basit kararlarımızda bile bir bilene danışmak isterken nasıl oluyor da ülke yönetimini niteliksiz bir koyun sürüsüne bırakıyoruz?" diye bir söz vardı bir kitapta. yıllar önce söylenmiş bir söz. toplum aptal insanlarla dolu. bu durumu parti düzeyine indirgemeye çalışılmakta şu sıralar. istisnasız söylüyorum; "şu partiye oy verenler öküzdür, buna verenler akıllıdır" şeklinde konuşan ibişler bu söylediğim aptal insanlar kategorisine girer. aptal'dan kastım "niteliksiz, olaylara geniş bakamayan"dır. daha da aşağılamak için aptal diyorum sadece.

demokrasinin yanlışlığı ve küresel çözüm için bakınız .
tabi orda yazdıklarım şu an için biraz uçuk. yani gerçekleşmesi şu an için mümkün görünmüyor. dünyadaki devlet ve millet kavramlarının yok olması o kadar kolay bir şey değil. insanlar hiçbir zaman görüşlerinden vazgeçmeyebilirler. halbuki vatanım yeryüzü, milletim insanlık diyebilse herkes..

düşün; ülkedeki insanların yüzde 90'ı oy kullanmaya gitmiyor ve hiçbir parti %10 barajını geçemiyor. ülkedeki salak politikacılar doğru dürüst olmadığı sürece de bu devam ediyor.
toplumun büyük bir kesimi "bütün" siyasetçilerin yolsuzluk, haksızlık, kadrolaşma yaptığını biliyor. ama birçoğu da kendini bir ideoloji içine hapsetmiş olduğundan dolayı bir partinin, veya kişinin böyle yapmayacağını, dürüst olacağını iddia ediyor. bu nedenle ona oy vermesi onun aptallığını gösterir. (dediğim gibi aptallık, cahillik anlamında)

"abi şu parti çok kötü, şu daha az kötü ona verelim oyumuzu" anlayışı kadar kıt bir durum var mıdır? kötüler arasından seçim yapacaksan ve başka şansın yoksa, üstelik sen de bu sistemi kabul ediyorsan malsın. protesto lazım. örgütlenmeyi bilmeyen bir toplumuz ve örgütlenenler de bir ideoloji amacıyla veya kişisel çıkarlara dayandığı için hoş görülmez. ama ben burda ülkenin kaderini değiştirebilecek bir örgütlenmeden bahsediyorum. milyonların katıldığı bir örgütlenme, eylem. benimkiler hayal tabi. ama eğer herkesi çocukluktan itibaren "reff müthiş bir insandır." temalı bir kültürle, ideolojiyle yetiştirirsem olabilir. veya "reff'e oy vermezsen cehenneme gidersin" şeklinde korkutarak. insanlar daha akılları tam oluşmamışken dayatılan şeyleri akılları olgunlaşınca da sahiplenmeleri çok garip. ben mesela 15 yaşında sorgulamaya başladım ve 16 yaşında daha önce bildiğim [bildiğimi sandığım] herşeyi unuttum. bu nedenle hepinizden üstünüm.

aziz nesin'in de dediği gib....hahaha bu kalıbı da kullanıyorlar ya bazı öküzler. ulan mal sen kendine bir baksan o bahsettiği aptal kişiler arasında kendinin de olduğunu anlayacaksın ama nerdeee. gerçekten toplumumuz gelişmemiş bir toplum. sanıyorum sadece bizim devletimizdekilere özgü bir şey değildir bu. amerikada avrupada falan da vardır böyle aptallar ama seviye ve yüzde olarak bir daha öndeyizdir herhalde.

sanal alemde birçok platform takip ediyorum ve bunların çoğu da "chp" yanlısı konuşan atatürkçü ulusalcılar. bu nedenle onları baz alarak yapıyorum eleştirilerimi. etrafımda salya akıtarak konuşan bir akp'li görmediğim için beni akpli olarak damgalayamazsınız.

bazı tipler var, chp'nin seçimi kazandığını iddia eden, akp'nin kaybettiğini iddia eden. sadece gülüyorum sizlere. izmir'de akp belediye alamamış, bizim öküzler de bunu oldukça abartarak. "güzel izmir'im. kızlarının yanaklarından öpüyorum", "izmirli olmakla gurur duyuyorum", "izmir ne kadar çağdaş olduğunu gösterdi"... benzeri laflar ediyorlar. bir ideoloji nasıl çağdaşlık ölçütü olarak görebilirsin, hem de dogmalarla dolu bir ideolojiyi? o partiye oy verenlerin hepsi ordinaryus sanki amına koyim. chp'ye oy veren cahil öküzler de vardır, bunu inkar edemezsin. fanatiklik bürümüş gözlerinizi, at gözlüğü [bu laftan hoşlanmam da neyse] takmaya başlamışsınız. akplilere fazla kızamıyorum çünkü geneli dini sempati, tayyip karizması, "gomunuslere gitmesin oyumuz" diyen kitleye mensup. gençler ise böyle düşünenlerin çocukları. bunlar da aptal ama biraz daha saf aptal. yani öyle görmüş. okumamış veya okuyamamış. ama chp öyle mi? kendilerini en eğitimli en çağdaş yerde gördüklerinden dolayı kendilerine has bir kibirleri var. işte benim sinirlendiğim nokta burası. "kendini toplumun hepsinden zeki sanan aptal insan".  şöyle bakınca ben de kendimi toplumun üstünde görüyorum ama ben aptal değilim. bir insanın sadece ideolojisini öğrenerek aptallığına [cahilliğine] kanaat edebilirim. ama belirli bir ideoloji sahibi birisi başka birinin ideolojisine bakarak onun aptallığını anlayamaz, anlasa bile hata payı çoktur, çünkü objektiflikten uzaktır.
[ideoloji kelimesiyle ne kastettiğim anlaşılmıştır umarım; günümüz türkiyesinde yaygın düşünce sistemleri.]

siyasilere aldanmayın gençler, hepsinin kişisel çıkar peşinde olduğunu iddia edebilirim. hepsinin yalancı olduğunu da iddia edebilirim.
yalnız sana bağlı olmayan hiçbir şeye bağlanma; aşk, şöhret gibi. partileri eleştirebilirsin ama sakın bunu yaparken kendini başka bir partiye yaklaştırma, farkında olmasan da objektiflikten uzaklaşırsın. hatta mümkünse hiç düşünme siyaseti. apolitik ol. geçen bir radyo programında yakınıyorlardı "gençlerimiz neden bu kadar apolitik" diye. mına kodumun avradı. sizin gibi aptal olmamaları onların lehine. demokrasinin bugı bu. tek başına değersizsin. bunu kabul etme. değerli ol, benim gibi. seçim sonuçlarına bakıp herhangi bir partinin başarısızlığında veya başarısında mutlu olma. oluyorsan hayatını bir daha gözden geçir.

gelişin lan biraz, herşeyi ben mi öğretecem.


tyler durden: “düşün: bir grev başlatıyoruz ve dünyadaki servet dağılımı yeniden düzenlenene dek hiç kimse çalışmıyor.”

Yorum (0)

all that avails is flight


17/3/2009 ·

bikaç haftadır uğramıyorum bloga. eski yazdıklarıma bakıyorum bazen kendime sinirleniyorum. standartımı yükseltmem gerek. yazcak çok şey var ancak üşeniyorum biraz. müziğimi açıp, yatarak "düşünmek" varken kim açacak blogu falan yazacak o kadar şey. itü sözlükten de attılar zaten şerefsizler. lan hiçbir uyarı vermeden yüzlerce entrymi silerek siktir ettiler siteden. zateng gerçek seviyeme yeni yeni yaklaşmaya başlamıştım. neyse. bu arada başlığın yazının içeriğiyle alakası yok, öylesine yazdım. ama olabilir de, bilmiyorum. 


hayatı saf ve temiz haliyle yaşamaya bak. insanlardan nefret et. hiçbir şeye inanma. sosyal maske takma. yani okulda ayrı evde ayrı olma. bir arkadaşının yanında farklı diğerlerinin yanında farklı olma. diyorlar ya "her doğru her yerde söylenmez." diye, yalan. doğruyu heryerde söyle. sabah kimseye günaydın deme. hasta olan birine geçmiş olsun deme. yakını ölen birine başın sağolsun deme. bunlar yapmacık şeyler ve hiçbir tutumun kriteri olmayı haketmeyecek kadar da banallar. şekilci olma, şekle takılma. lafını esirgeme, dobra ol. aferin. bugünlük bu kadar öğüt veriyorum sana. şimdi git ve yarın bunların hepsini uygula. şu ana kadar öğrendiğin herşeyin yalan olduğunu farzet. sonra yalan olduğunu sen de öğreneceksin. bildiğin hiç bir bok yok. kendin ol. özenti olma. kızlara yavşama. erkeklere hiç yavşama. barlarda falan gezme. alt seviye insanlarla zorunlu olmadıkça aynı ortamda bulunma. 

biliyorum, bu hayat denen lanet insanı intihar ettirmeye zorlayacak birçok etken barındırıyor. pes etme. mutlu olmayı bil. 

Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »